Evet yine gecikmiş bi pazar gezmesi postuyla burdayıım. Evet internetteki kartpostal gibi fotolara aldanıp,75 km yol gidip gördüğümüz manzara karşısında hüsrana uğramış olsak da moralimizi bozmadık.Günümüzü en güzel şekilde geçirdik çok şükür. O kadar kalabalıktı ki insanlar nerdeyse araba yolunu kapatıp piknik yapacaklar.Uzun arayışlar sonunda çok şükür biz de bi yer bulduk.Hem de göl manzaralı,ne manzara ama.Doğanın kıymetini hiç ama hiç bilmeyen milletiz.Yediğimizi yiyelim arkamızı başkası toplasın zihniyetinde insanlar yüzünden güzelim doğa ne hale gelmiş çok yazık!Neyse sinirim zıpladı yine konuyu değiştirip Karagöl efsanesine geçiyorum:) Gitmeden internette okumuştuk. Zamanın birinde Karagöl yakınlarında bi çoban yaşıyomuş.Sen git ağanın kızına aşık ol.Bunu duyan ağa çok sinirlenmiş tabi.Ama çobanı sınamaya karar vermiş.İçi boş bi baston vermiş çobana.Çoban da koyun alıp satarak bu bastonun içine altın doldurmaya başlamış. Bi gün koyunlarından bi tanesi göle girmiş çıkmak bilmiyo.Demek çok sıcaktı ki garibim koyun çıkmak istemedi sudan.Neyse koyun çıkmayınca çoban da sinirlenmiş ,atıvermiş elindeki bastonu.Tabi baston daaa altınlar daa sizlere ömür.Bunu duyan ağa kızını vermemiş tabi.Çoban da üzüntüsünden terketmiş oraları.30 yıl sonra bi bastoncuda kendi bastonunu görmüş ve içini açmış kiii evet kendi altınlarıı.Gitmiş göle fırlatmış sinirden.30 yıl geçmesine rağmen sinirinden hiçbişey kaybetmemiş yani bizim çoban:) Ama o arada evlenmiş mi çocukları olmuş mu ben asıl onu merak ediyorum:) Zaten efsanelerde de benim merak ettiklerim hiç olmuyo yahu:)



